yeşil dünyalar yaratır
English Türkçe

Made in Urla, İİB Gen. Sek.

Made in Urla
Urla'nın Karaburun Yarımadası'nda 2000 dönümlük bir alanda Avrupa'nın en büyük palmiye çiftliğini kuran Can Ortabaş, aynı zamanda üç ortağıyla beraber Urla'nın kimliğini değiştirecek bir bağcılık projesinin de mimarı. Can Ortabaş'ın en büyük hayali Urla'yı Türkiye'nin Bordeaux'su yapabilmek.

Uzbaş Tarım Ürünleri Şirketi'nin sahibi Can Ortabaş'la sağlı sollu tepelerde yeşilin her tonunun hakim olduğu bir patikada ilerlerken çalıştırıyorum teybimi. Teybe ihtiyaç var, zira çevremizdeki doğa öylesine muhteşem ki konuşulanlara yoğunlaşmak bir hayli güç. Yol kenarlarını süsleyen zeytin ağaçları sanki birer tarihi eser. Her biri yüzlerce yıldır varlığını sürdürmüş bu ağaçlar, deniz kıyısından taşınarak ölmekten kurtarılmış ve burada yeniden hayat bulmuşlar. Bu zeytin ağaçları, Urla'nın Klazomenai bölgesinde M.Ö. 6. yüzyıldan bu yana zeytinyağı yapıldığının canlı birer ispatı adeta. Tepe yamaçlarında ise yüzlerce yıllık bağ setleri dikkat çekiyor. Öyle görünüyor ki Urla'nın şarapçılıkla ilgili de köklü bir geçmişi var. Kafamdan bu düşünceler geçerken Can Ortabaş adeta zihnimi okuyor ve şöyle diyor: Bir zamanlar sadece Karaburun yarımadasında 72 milyon litre şarap üretilirdi, oysa Türkiye'nin bugünkü toplam şarap üretim kapasitesi 69 milyon litre. Bu bağ setlerini incelerken Urla, şarapçılık ve palmiye çiftliği ile ilgili sohbetimize başlıyoruz.

Can Ortabaş ve üç ortağının (Krom Yapı Denetim'den Yavuz Karacasulu, Barçın Spor'un sahibi Deniz Barçın ve Çimstone ve Gazbeton'un sahibi Bülent Akgerman) yaklaşık 300 dönümlük, yani nispeten küçük bir şarap bağı var. Ama hayalleri büyük. Bu topraklarda tamamen organik bir üretim politikası uyguluyorlar. Amaçları, bu bağlarda bir gün tüm dünyanın tanıyacağına inandıkları "Urla Şato Şarabını" yetiştirmek. Can Ortabaş tavizsiz organik üretim planları ile ilgili şöyle konuşuyor: Oluşturmaya çalıştığımız sistem tamamen ekolojik ve dinamik bir bağcılık. Toprağın ve tabiatın kendi gücünden istifade ederek tarım yapıyoruz. Dünya bağcılığının %98'inde toprağın doğasıyla oynanır. Toprağa kimyasal vermek üreticilerin işlerine gelir. Ama kimyasal maddelerin uzun vadede toprağın kimyasal yapısını bozmaya başladığını artık tüm dünya görmeye başladı. Kimyasal gübreler organik gübrelere göre daha ucuzdur. Fakat uzun vadede ürün aldığınız toprakları bozar. Biz, bırakın üzüm bağlarımızı, kendi palmiye ve diğer bitki tarlalarımızda bile organik ve dinamik tarım yapmaya çalışıyoruz. Biyodinamik bağcılıkta ürün almanız daha uzun sürüyor. Herkesin ürününü çoğaltmaya çalıştığı bir ortamda, biz üretimimizi düşürmeye çalışıyoruz. Bizim için öncelik kalite. Önceliğimiz nitelik değil, nitelik. Türkiye'de Öküzgözü, Boğazkere gibi türlerin bir klon seleksiyonu bile yok. Bir klon yaratmak 15 yıl sürebiliyor. Onların klonu yaratıldığında, Boğazkere ya da Öküzgözü türler düzgün yerlere dikilip, bakımı iyi yapıldığında bir Cabarnet veya Merlot kadar iyi sonuçlar verdiğini göreceğiz. Biz budama biçimimizle, dikim şeklimizle, dikim yaptığımız yerlerin seçimiyle ve seçtiğimiz klonlar itibariyle üretimimizi düşürmeye ve rafine ürün almaya çalışıyoruz. Biz 300 dönümlük bu bağdan 500 bin şişe değil, 150 bin şişe kaliteli şato şarabı elde etmeye çalışıyoruz. Bunların içinde de yerli tür olarak Boğazkere ve bence beyaz şarapların en güzeli olan Bornova Misketi var.

Yabancı türler konusunda da Uzbaş'ın iddialı bir yaklaşımı var. "Toprağınızı doğru kimyasallarla ideal bir hale getirdiğiniz zaman Arjantin'de ya da İtalya'da yapılan Cabarnet'in aynısını elde etmeniz mümkün, ama bizim amacımız bu değil" diyor Can Ortabaş ve ekliyor: Benim toprak yapım ve iklimimle bu şaraba farklılık getirmem lazım. Şarapçılığı mono-kültürden kurtarmak gerekir ve benim amacım da bu. Şarap bir kadın gibidir. Çıkık elmacık kemikleri olan, renkli gözlü ve güzel bir burnu olan kadın ilgi çekicidir. Ama sizin etrafınızdaki tüm kadınlar bu özelliklere sahip olduğunda, bir süre sonra o kadın size çok güzel gelmez. Biz karga burnumuzla, kara kaşımız ve gözümüzle "Urla Cabarnet"i üretmek amacındayız.

Karaburun'daki bağlarda Cabarnet Savignon, Merlot, Chiraz gibi uluslararası türler dikilmiş durumda. Yerli türler olarak ise Boğazkere ve Öküzgözü'ne ağırlık verilmiş. Can Ortabaş özellikle Diyarbakır kaynaklı Boğazkere'nin Urla'ya çok uyduğunu belirtiyor, çünkü Urla'nın iklimiyle, Diyarbakır arasında büyük benzerlikler var. Geçen yıl üç yaşına gelmiş olan bağlardan ilk ürünler alınmış ve sonuç oldukça başarılı olmuş. Can Ortabaş, Boğazkere'nin uzun vadede belki Diyarbakır bölgesinden bile daha iyi sonucu Urla'da verebileceğini, çünkü GAP projesinin Diyarbakır'ın nem oranını yükseltip sub-tropikal iklimi tropikale doğru dönüştürmeye başladığının altını çiziyor.

Can Ortabaş'ın şarapçılığa yönelik projeleri arasında bir şarap fabrikası ve bir butik otel en ön sırayı tutuyor. Şarap fabrikasının yaklaşık bir buçuk yıl içinde işler hale geçirilmesi planlanıyor. Ortabaş'ın şarap fabrikasıyla ilgili planları ise şöyle: Biz kendi ürünümüzü sıkıma hazır hale getirdiğimizde fabrika hazır olacak. Fabrikanın çiftliğin hemen dışına, bağlarla iç içe bir yere kurmayı planlıyoruz. Sabah altıda, üzümün üzerine henüz çiğ düşmeden hasadın toplanması ve yarım saat içinde sıkılmasını sağlayacağız. Urla’da yıkılan binalardan toplanan eski kiremitleri, taşları, kapıları satın alıyorum. Çünkü o fabrika bile Ege mimarisiyle oluşturulup, eski bir hava verilecek. Birinci katında tadım bölümleri ve muhasebeler yer alacak. Pencerelerine kadar Ege mimarisinin özelliklerini taşıyan bu yapıda tüm fabrika yerin altına gömülecek. Yerin altındaki üçüncü katta ise mahzen yapılacak. Fabrikada bile betondan eser olmayacak.

Can Ortabaş'ın doğaya saygılı tutumu etraftaki her şeyde dikkat çekiyor. Bu güzel çiftlikte duvarlar doğadaki meyili neyse ona göre oluşturulmuş, köpek kulübelerinin üzerindeki kiremit bile yosunlanmış çingene kiremidinden yapılmış. Bu titizliği şöyle açıklıyor Ortabaş: Bir geçmişin üzerinde oturuyorsanız amacınız hem o geçmişe bir şeyler kazandırmak hem de o geçmişin hikâyesinden faydalanmak olmalı. Bugün Güney Afrika'da da, Avustralya'da da şarap yapıyorlar. İyi şarap yapmanın altyapısı Urla'nın kendi benliğinde mevcut. Binlerce yıllık bir hikâye orada bekliyor ve kimse bir şey yapmıyor. Urla'da bir tek marka yok. Benim bütün hayalim Urla'yı bir marka haline getirmek. Eğer Urla'da bir hareket başlatıp, "Made In Urla" yaratabilirsek, Urla'nın geleceği kurtulur.

Tavizsiz kurallarla şato şarabı
Can Ortabaş'ın amacı belli miktarda üretimi yapılan, saklanmaya ve yıllanmaya müsait, yüksek kalitede şato şarapları üretmek. Biz tesislerimizde bunu gerçekleştirmek istiyoruz. Çok katı kurallarımız var. Örneğin dışardan hiç ürün almayacağız. Urla bölgesinde tek bir fabrika bile yok. Dolayısıyla amacımız para kazanmak olsa, buraya bir fabrika kurup, etrafta yetiştirilen ürünleri alıp satarak kolay paralar kazanabilirdik. Ama biz yedi sene sonra para kazanmayı seçtik. Kanunlar koyduk. Dedik ki, bağlarımız 300 dönümü geçmeyecek, tamamen kontrollü olarak kendi bağlarımızdan gelen ürünler işlenecek ve organik tarım yapılacak. Bunların hepsi iyi bir şeyler yapmak için. Burada kurmayı planladığımız butik otelimizde konuklara sunulacak butik şaraplarla Urla'dan çok iyi bir örnek yaratmak amacındayız.

...Ve Avrupa'nın en büyük palmiye çiftliği
Uzbaş, Avrupa'nın en büyük palmiye plantasyonu. Yaklaşık 2000 dönümlük bir alan üzerinde palmiye ağırlıklı bir plantasyon gerçekleştiriliyor. Neden palmiyeyi seçtiğini sorduğumda Can Ortabaş'ın yanıtı şöyle oluyor: Çünkü palmiye bir karakter bitkisidir, şehirlere karakter verir. Bu çiftlikte tüm dünyadaki endemik bitkileri toplayıp Türkiye florasına kazandırıyoruz. Bugüne dek Türkiye'nin doğasında var olmayan yaklaşık 400'e yakın bitkiyi ülkeye ilk kez biz getirdik. İzmir sub-tropikal bir bölge ve bu bölgenin iklim ve toprak yapısına uygun olması şartıyla burada olmayan ne varsa onları buraya getiriyoruz. Plantasyonumuzda 68 çeşit palmiye bulunuyor. Bunların kimisinden 1000 tane, kimisinden 50 bin adet elimizde var. Bunları tarlalarımızda damla sulamalarla ve gübre tanklarıyla, ileride makineyle hasat edilebilecek şekilde büyütüyoruz.

Sakla samanı, gelir zamanı
"Uzbaş çiftliğine bu güne dek yaklaşık on milyon dolarlık bir yatırım yapılmış durumda. Yaklaşık sekiz yıl süresince de beş kuruş satış yapılmadan bu yatırım sürdürülmüş.  Bu çok uzun vadeli bir yatırım ama birkaç yıl içinde Avrupa toptan fiyatlarıyla kıyaslandığında elimizde 50-60 milyon Euro'luk bir palmiye birikimi olacak. Burada Avustralya'dan, Güney Afrika'dan, Yeni Zelanda'dan gelen ağaçlarla bir güney bitkileri arberatumu oluşturuyoruz. Bitkilerin belli boylara gelmesi yıllar alıyor. Özellikle bizim seçtiğimiz ağaçların önemli bir kısmı çok soğuk iklimlere uyum sağlıyor. Amacımız soğuk iklim bandına palmiyeyi gönderebilmek" diyerek ekliyor Can Ortabaş: Bu 68 çeşit palmiyenin belki 50 tanesi sıfırın altında yaşayabilme özelliğine sahip. Bugün tropikal bir adadaki peyzaj mimarı için palmiye çok önemli değildir. Ama Frankfurt'ta bir adet palmiye için BMW'sini satacak adam bulabilirsiniz. Yaklaşık iki yıl içinde ihracata tam kapasiteyle başlamayı planlıyoruz. Soğuğa dayanıklı türler çok geç büyürler. Tropikal bir palmiye on senede 4- 5 metre boyuna geliyorsa, bizim o eksi 20 derecelere dayanabilen türlerimiz on senede en fazla 2 metre boyuna gelebiliyor ama değeri de ona göre daha fazla. Palmiyeyi seçmemizin en önemli sebeplerinden birisi, birçok cinsinin teknolojik olarak sökülüp taşınmaya çok uygun olması. Bugün 30 yaşındaki 3 ton ağırlıktaki bir palmiyeyi bile adabına uygun olarak taşırsanız, yeniden dikildiği yerde ufak bir sarsılma döneminden sonra yaşatma imkânına sahipsiniz. Ve bu palmiyeyi satın alan kişi, bir anlamda bu 30 yılı satın alıyor. Bir bulvar açıyor ve o bulvara 7 metrelik palmiyeleri koyduğunda sanki kırk yaşında bir bulvar oluşturmuş oluyor."

Ortabaş, "iyi bir şeyler yaptığınızda, bunun karşılığı her zaman bulunur" diyor. Ve son sözlerinin ne olduğunu sorduğumda şunları söylüyor: "Benim esas hayalim 'Made In Urla'yı yaratabilmek. Yaşadığım yöreye bir katkıda bulunabilmek. Hayalim Urla'yı Türkiye'nin Bordeaux'su yapabilmek." Şüphesiz güzel hayaller bunlar. Ve inanıldığında, gerçek olması mümkün olan hayaller.

Yazar: İstanbul İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği (İİB Gen. Sek.)