yeşil dünyalar yaratır
English Türkçe

Urla Şarapçılık ve Uzbaş Çiftliği, Shop & Miles

Urla'dayız.İzmir'in önde gelen dört iş adamının kurduğu Urla Şarapçılığı'nın bağlarını ve fabrikasını geziyoruz.Can Ortabaş Urla'da kendisine ait 2000 dönümlük çitliğin yamaçlarında, binlerce yıllık bağ setlerine rastlayıp araştırma yaptığında.geçmişte;yöredeki en büyük sektörün şarapçılık ağırlıklı olmak üzere bağcılık olduğunu ve binlerce yılda damıtılarak oluşturulmuş bir şarap kültürünün unutulmuş olduğunu öğrendi.Geçmişi yeniden canlandırmayı hayal eden Can Bey,bu hayallerine; yakın arkadaşları Bülent Akgerman, Deniz Barçın ve Yavuz Karacasulu'yu da ortak etti.Bu dörtlü, hayaleri inşa etmeye başladılar.2001 yılında Urla Bağcılık,2006 yılında ise Urla Şarapçılık kuruldu.
"Bir zamanlar sadece Karaburun yarımadasında 72 milyon litre şarap üretilirdi,oysa Türkiye'nin bugünkü toplam şarap üretim kapasitesi 69 milyon litre" diyor Can Bey.
Bir an rakamları toparlayamıyorum.Şu an bulunduğum topraklarda,ülkemin toplam hacminden fazla şarap üretiliyordu...Zaman içerisinde mübadele ile bölgeye yerleşen halk;şarapçılığı bilmediğinden, bağların yerini tütün,arpa ve buğday tarlaları almış.Bölgenin toprağı aşık olduğu tohumundan yıllarca ayrı kalmış.Yıllar sonra Urla Şarapçılık kendi kontrollü bağlarında geçmişi ve bilgi çağını harmanlayarak gelecek nesillere muazzam bir miras bırakmak üzere harekete geçiyor ve Urla'yı Türkiye'nin Bordeux'su olma yoluna sokuyorlar.
Mimari ve teknolojik özellikleriyle, dünyada eşi benzeri olmayan bir yerdeyiz.Geçmişten alınan birikimin gelecek nesillere aktarılması; sembolik bir dille bu muhteşem tesise yansıtılmış.Can Bey'in Urla'daki yıkılan binalardan satın alarak topladığı eski taşlarla binanın bir bölümü inşa edilmiş.Geçmiş ve geleceğin arasında köprü niteliğinde olan bu mekanda, iki odalı bir butik otel de yer almakta.Bu iki oda da en ince ayrıntısına kadar kalite ile donatılmış,gördüğüm en sade ihtişamı barındırıyor.Odaların çimden balkonlarında, günün; bağlara ve Urla'ya doğumuna şahit olmak harika bir deneyim.Derin bir sükunetin içerisinde bağlara baktığımızda; bilginin,emeğin ve sabrın eseri bizi içine alıyor.Etkilenmemek imkansız.
Can Bey, binayı ve bağları gezerken bize toprağın ve iklimin mucizesini anlatıyor."İyi şarap üretmek için gerekli olan her türlü alt yapıya Urla sahip olmasına rağmen, hala bir hazine orada yıllardır duruyor.Urla'nın bir marka haline gelmesi ile "Made in Urla" hareketi yaratılabilir ve bu noktadan sonra Urla'nın geleceği kurtulabilir diyor."Kendi cümlesine katmadığı ama bizim gezerken şahit olduğumuz, Türkiye'nin ilk hi-tech şaraphanesini kurmak, orada yıllardır duranı harekete geçirmek, sadece 7 milyon avroluk bir sermayenin değil aynı zamanda bir tutkunun eseri.Burada sadece bir mucizeye değil aynı zamanda aşk ile yaratılan bir işe tanıklık ediyoruz.
Binada teknolojiye hayranlığımız katlanıyor.Üret,m bölümündeki tankların ve fıçıların arasında gezerken dev bir panel görüyoruz.Can Bey'den, bu panel ile tankların sıcaklık derecelerini takip ettiklerini, aynı zamanda Fransız danışmanlarının dünyanın herhangi bir yerinden, bilgisayar aracılığı ile bu tanklara ulaşabildiğini ve istediği işlemi yapabildiğini öğreniyoruz.
Giriş katında bulunan tadım salonuna geldiğimizde; sabırla işlenmiş Cabarnet, Merlot, Şiraz, Sangiovesa, Nero d'Avol, Bornova misketi, Boğazkere yani bu sürecin başrol ouncularıi sahneyi almak için bekliyorlardı.Gelin görün ki, bizlerden çok önce zaten bu emeğin ödüllerini ve alkışlarını, dokuz Master of Wine İstanbul'da vermişti. "Masters of Wine Week" te dünyanın önde gelen şarap uzmanlarının verdikleri yüksek puanlarla ve hatta en yüksek puanları alan bazı ürünlerle bu veri taçlandırılmış.
Urla Şarapçılık'tan sonra rotamız Can Bey'in 2000 dönüm arazi üzerine kurduğu Uzbaş Çiftliği.Buraya gelip Türkiye'nin iki arboretumundan bir tanesini ziyaret etmemek düşünülemez.Böyle bir fırsatı kaçırmak istemediğimiz için Can Bey'den rica ettik o da bizi kırmadı.1996 yılında Akdeniz palmiyeleri, tropikal ve subtropikal bitkileri yetiştirmek üzerine kurulan çiftlik, üretim olanaklarını ve türlerini her geçen gün genişletmekte.
Geniş yapraklı ağaçlardan çalılara, nadir görülen Kumkuat'a, farklı makrobonsai zeytinlere ve tabi ki palmiyelere ve belki de hayatımızda hiç adını bile duymadığımız onlarcasına kapılıp günümüzün nasıl geçtiğini anlayamadık.Bu nadide bitkileri yerinde görmek, hikayelerini öğrenmek, fotoğraflarını çekmek, bir müzeyi ziyaret eder gibi dikkat ve hayranlıkla gezmek çok keyifliydi.
Burası bizlere; bütünün içinde ne kadar küçük olduğumuzu ve aynı zamanda ne kadar muazzam bir bütünün parçaları olduğumuzu bir kez daha hatırlattı."İnsanın ömrünü uzatır"diyebileceğiniz yerleden bir tanesindeydik.Can Bey de aynı fikirde, ancak bu yeşil dünyanın yaratılmasının çok kolay olmadığı yadsınamaz bir gerçek.Bu bitkilerin yaşam şartlarını oluşturmak,iklime uyum sağlayabilmek,Ege'ye alıştırmak, adabına göre bakmak apayrı bir ustalık.Uzbaş Çiftliğinde Can Bey'in bu dünyayı yaratmasında destek olan, işinin ehli 100!ün üzerinde personel bulunmakta.
Günümüzde yaşam şartlarına uyum sağlamak zorunda bizler; telefon, ulaşım ve dijital trafikle bir bütün olmuş gibiyiz.Hızlı ve online olabilmek hayatımızn olmassa olmazı.Uzbaş Çiftliği'nde şahit olduğum dinginlik ve telaşsızlık bilgelik beni kıskandırdı.
Biraz da kendimce değiştirdiğim birkaç satır döküldü dudaklarımdan: yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın, bir palmiye gibi mesela, yani yaşamanın dışında ve ötesinde hiç birşey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Keşke diyerek ayrıldık bu güzel yerden...